Günümüzde hızla artan dünya nüfusu ve iklim değişikliklerinin oluşturduğu baskılar, tarımsal üretim üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyor Bu durum, gıda güvenliği ve sürdürülebilirliği sağlamada acil çözümler gerektiriyor.
Gıda Güvenliği Bilgi Ağı tarafından yayımlanan 2023 Küresel Gıda Krizleri Raporu’na göre son 5 yılda gıda güvenliği sorunu yaşayan insan sayısı yaklaşık 112 milyondan 258 milyona yükseldi. Birleşmiş Milletler’in The State Of Food Security and Nutrition In The World raporu da 2023 yılında 713-757 milyon arasında insan açlıkla karşı karşıya kaldığını söylüyor- Dünyadaki her 11 kişiden biri, Afrika’daki her beş kişiden biri. 2030 yılına gelindiğinde dünya nüfusuna 500 milyon insan daha eklenecek. Artan bu küresel nüfusu beslemek için her yıl 45-50 milyon ton fazladan gıda üretmemiz gerekecek. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, 2050 yılına gelindiğinde ise 9,1 milyara yükselecek olan dünya nüfusunu beslemek için gıda üretimin günümüze oranla yüzde 70 artması şart.
Artan gıda üretimi ihtiyacı su kaynakları üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. İklim değişikliği bu sorunları daha da ağırlaştırıyor. İklim değişikliğinin tarımsal uygulamalar üzerinde su kullanımının ve kıtlığının artması, azot oksit ve metan emisyonları, toprak bozulması, azot ve fosfor kirliliği, zararlı hayvan baskısı, pestisit kirliliği ve biyolojik çeşitliliğin kaybı gibi geniş kapsamlı etkileri bulunuyor.
Toprağın sağlığını koruyoruz
Tiryaki Agro CEO’su Süleyman Tiryakioğlu, “Endüstriyel tarım pratiklerine dayalı geleneksel gıda sistemlerinin dünyayı güvenli, sürdürülebilir ve verimli bir şekilde doyurması olanaksız” diyor. Tiryaki Agro Grubu’nun tarım ürünleri tedarik zincirinin lider global oyuncularından biri olarak dünyanın her yerinde beslenmeyi sağlamak, doğa ve insanla uyumlu bir gıda geleceğini sürdürülebilir kılmak için çalıştığını vurgulayan Tiryakioğlu, “Güvenilir, yenilikçi ve değer odaklı bir yaklaşımla farklı ve mutlu bir gelecek kurmak mümkün” diyor.
Tiryakioğlu, çözümün rejeneratif tarım uygulamaları olduğunu söylüyor: “Yoğun tarım ve makineleşme nedeniyle toprak, hava ve su kaynakları zarar gördü. Sürdürülebilir ve rejeneratif tarımı bu nedenle çok önemsiyoruz. Toprakları verimli kullanmak ve birim alandan alınan verimi artırmak zorundayız.”
İklim değişikliğiyle mücadelede en önemli araçlardan biri
Dünyada her geçen gün tarım yapılabilir nitelikteki toprak oranı hızla azalıyor. Rejeneratif uygulamalar, toprağı verimsizleştiren endüstriyel tarımın yarattığı sorunlara çözüm getiriyor.
Sadece üretimi sürdürmek değil, aynı zamanda toprağı ve ekosistemi onarmak anlamına gelen rejeneratif tarım, toprağın sağlığını ve tarımsal ekosistemlerin dayanıklılığını artırmayı amaçlayan bütüncül bir yaklaşımdır.
Bu yöntem, toprağı yalnızca bir üretim zemini olarak değil, yaşayan bir ekosistem olarak görür. Bitki örtüsünün yıl boyunca korunması, monokültürden uzaklaşılarak ürün çeşitliliğine dayalı rotasyon yapılması ve minimum toprak işleme gibi uygulamalar bu yaklaşımın temelini oluşturur.
Bu uygulama Toprağın biyolojik çeşitliliğini ve organik madde içeriğini artırarak, toprağın verimliliğini ve su tutma kapasitesini iyileştirir. Bu sayede toprak organik maddesi artarken karbon tutumu da sağlanır.
Organik madde artışı, mikroorganizma faaliyetlerinin canlanması ve kök yapılarının çeşitliliği sayesinde toprak, suyu daha iyi tutarken bitkilere gerekli besinleri doğal yollarla sunar. Bu sayede çiftçiler daha az kimyasal girdiye ihtiyaç duyarak yüksek verim elde edebilir.
Ayrıca rejeneratif tarım, iklim değişikliğiyle mücadelede de kritik rol oynar. Bitkiler atmosferdeki karbondioksiti çekerek yapılarında depolar ve bir kısmını toprağa aktarır. Örtü bitkisi kullanımı bu süreci hızlandırarak toprağın karbon sekestrasyon kapasitesini artırır. Böylece hem sera gazı emisyonları azaltılır hem de toprağın uzun vadeli üretkenliği desteklenmiş olur.
Dünyada giderek yaygınlaşıyor
Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin (WBCSD) “Shaping the Future of Farming” raporuna göre, küresel ekim alanlarının yüzde 15’i hâlihazırda rejeneratif tarım uygulamalarına ayrılmış durumda. 2030 yılına kadar bu oranın yüzde 40’a çıkması, iklim değişikliğinin 1,5 derecelik sıcaklık artışıyla sınırlandırılabilmesi için önemli bir hedef olarak görülüyor.
Birleşmiş Milletler’in Küresel İlkeler Sözleşmesi bu alanda yol gösterici nitelik taşıyor. Birleşmiş Milletler tedarik zinciri sürdürülebilirliğini ürün ve hizmetlerin yaşam döngüsü boyunca çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerinin yönetimi ve iyi yönetişim uygulamalarının teşvik edilmesi olarak tanımlıyor. BM’ye göre tedarik zinciri sürdürülebilirliğinin amacı, ürün ve hizmetlerin pazara ulaştırılması sürecine dâhil olan tüm paydaşlar için uzun vadeli çevresel, sosyal ve ekonomik değerler yaratmak, bu değerleri korumak ve geliştirmek olmalı.
Türkiye’nin en büyük rejeneratif tarım projesi
Türkiye’de rejeneratif tarımın öncülerinden olan Tiryaki Agro, Muş Alparslan Tarım İşletmesi’ni rejeneratif tarım üssü olarak belirlemiş durumda.
Muş’taki Türkiye’nin en büyük rejeneratif tarım projesine imza atmaya hazırlanan Tiryaki Agro, Rejeneratif Tarım Programı çerçevesinde Doktar’ın danışmanlığıyla Muş Alparslan Çiftliği’nde pilot bir çalışma başlattı. Yenileyici tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması hedefiyle yola çıkılan projenin temel amacı, toprağa minimum müdahale ile verimliliği artırırken toprak besin içeriğini zenginleştirmek ve gübre gibi zirai girdilerin kullanımını optimize etmek. Bunun yanı sıra tarım sezonu dışında örtü bitki uygulamalarıyla toprağın boş kalmasını önleyerek sürdürülebilir üretim döngüsü sağlamak da hedefleniyor.
Muş’u hak ettiği yere getirecek
Proje için Muş ovası özellikle seçilmiş durumda. Muş Ovası sahip olduğu verimli tarım arazileri, zengin su kaynakları nispeten ılıman iklimi nedeniyle hem Doğu Anadolu Bölgesi'nin hem de Türkiye’nin tarım kapasitesinde önemli bir yere sahip. Ancak modern tarım tekniklerinin kullanılmaması, sulamaya yönelik projelerin hayata geçirilmemesi, hatalı arazi kullanımının yaygınlığı ve ürün çeşidinin yetersizliği nedeniyle bugüne kadar sahip olduğu yüksek potansiyel kullanılamamış.
Tiryaki Agro, başlattığı rejeneratif tarım projesiyle bölge halkını modern tarım teknikleriyle kavuşturarak refahın artmasını sağlarken, üretimin artmasını sağlayarak Türkiye’ye de katkıda bulunacak. Bölgenin geniş düzlüklerinde, geleneksel yöntemlerle yıllarca buğday ve arpa gibi ürünler yetiştirilmiş olsa da, yeni döngüsel sistemle artık toprağın potansiyeli artacak. Küresel ısınmanın etkilerinin giderek daha fazla hissedilmesiyle birlikte de Muş ovasının Türkiye tarımındaki öneminin artması bekleniyor.
Rejeneratif tarım konusunda yol gösterici olacağız
Tiryakioğlu, hayata geçirdikleri projenin benzer uygulamalardan farkını şöyle anlatıyor: “Türkiye’nin en büyük özel sektör çiftçisi olma avantajıyla, tamamı bizim tarafımızdan ve kendi agronomist ekibimiz tarafından yönetilen bu ölçekteki bir tarım arazisinde rejeneratif tarımı birebir uygulayabilmek, her adımını doğrudan yönetebilmek ve sonuçları anlık olarak kayıt altına alabilmek büyük bir ayrıcalık. Bu proje, ülkemizde bu büyüklükte bir arazide, tüm uygulamaların şirketin kendi kadroları tarafından yürütüldüğü ilk rejeneratif tarım çalışması olma özelliğini taşıyor.
Tiryaki Agro’nun burada yürüttüğü çalışma, bir yandan bölge çiftçiliğine yeni bir vizyon kazandırırken diğer yandan da büyük ölçekli rejeneratif tarım konusunda ülke genelinde farkındalık yaratmayı amaçlıyor.
Projemizin en önemli hedeflerinden biri, gerçekleştirilen çalışmaların tüm aşamalarını belgeleyerek, kayıt altına alarak bu alanda Türkiye’de eksikliği hissedilen bir rehber oluşturmak. Rejeneratif tarım konusunda sektöre ve çiftçilere yol göstermek.
Bu çalışmaların toplumsal bir boyutu da var. Projeyi, modern tarım teknolojilerinin henüz yeterince yaygınlaşmadığı, geleneksel üretim yöntemlerinin ağırlıklı olarak sürdürüldüğü Doğu Anadolu gibi bir bölgede hayata geçirerek, bölge halkını çağdaş tarım uygulamalarıyla tanıştırmayı ve tarımsal üretimde verimlilik ile refah seviyesini artırmayı hedefliyoruz.
Saha uygulamaları, profesyonel bir Proje Yönetim Ofisi (PMO), rejeneratif tarım uzmanları ve sürdürülebilirlik yöneticileri tarafından koordine ediliyor. Bu sayede proje hem operasyonel bütünlük hem de uluslararası etki doğrulama standartlarıyla uyumlu şekilde ilerletiliyor. Program kapsamında yenileyici tarım uygulamaları ile üretilen ürünlerin VERRA'nın Verified Carbon Standard (VCS) metodolojisine uygun şekilde ölçülüp modellenerek sertifikalandırılması hedefleniyor. GTE danışmanlığında yürütülen program sertifikasyon sürecinin ön inceleme aşamasını geçmiş durumda. Devam eden bu sertifikasyon süreci ile sera gazı emisyonlarının azaltılması ve karbon depolama potansiyelinin artırılması açısından uluslararası standartlara uygun bir model ortaya koymuş olacağız. ” Proje, Türkiye'de ilk karbon tarımı projelerinden birisi olarak tarım sektörü için örnek teşkil etmesi ve Türkiye'nin bu alandaki potansiyelinin değerlendirmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor.”
Türkiye’nin rejeneratif tarım üssü
Tiryaki Agro Grubu’nun Türkiye operasyonlarını yürüten Tiryaki Anadolu Holding’in CEO’su Tekin Mengüç “İlk aşamada 1.000 dekarlık bir alanda başlatılan pilot çalışmalar zaman içerisinde 60.000 dekarlık bir alana yayılacak. Böylece Türkiye’nin en büyük rejeneratif tarım projesine imza atılmış olunacak” diyor.
Programın temel hedefi, toprağa minimum müdahaleyle verimliliği artırmak, toprak besin döngüsünü iyileştirmek ve sentetik girdileri optimize etmek. Ayrıca, sezon dışı örtü bitkisi uygulamalarıyla toprağın yıl boyunca aktif kalması sağlanarak doğal süreçler destekleniyor.
Toprak doğal yapısına kavuşacak
Gelişmiş tarım teknolojileri sayesinde, ilk aşamada iki buğday ve iki ayçiçeği tarlasında gübreleme optimizasyonu ve ara ekim teknikleri test ediliyor. Bu tarlalarda azot bağlayıcı örtü bitkileri ile yapılan rotasyonlar sayesinde toprağın organik madde içeriği artırılarak mikrobiyal canlılık destekleniyor. Mengüç çalışmalar hakkında şu bilgileri veriyor: “Tüm tarımsal kararlar; toprak nem sensörleri, uydu tabanlı bitki sağlığı izleme sistemleri ve dijital çiftçi etkileşim platformları gibi çözümler üzerinden yürütülüyor. Ayrıca bu model, tek bir ürün odaklı tarımdan uzaklaşarak toprağa ihtiyacı olan dinlenme ve yenilenme fırsatını veriyor.”
Yapay zekâ kullanımıyla verimlilik artacak
Mengüç, geleceğe dair hedeflerini şöyle özetliyor: “Önümüzdeki dönemde spot spray veya see spraylerin ilaçlama makinelerine entegre edilmesi ve yapay zekâ teknolojisi kullanılmasıyla yabancı otlar ve kültür otları birbirinden ayırt edilecek. Bu teknoloji sayesinde bitkilerin görüntüleri analiz edilerek sadece hedeflenen bitkilere ilaç uygulanması sağlanacak. Böylece kimyasal kullanımı minimize edilirken ilaçlama işlemlerinde yüzde 90’a varan tasarruf yakalanacak. Ayrıca, bu sistemin yüksek doğruluk oranı sayesinde, ilaçlama işlemlerinin performansı da önemli ölçüde artacak.”
Mengüç, projenin sadece çevresel sürdürülebilirliği değil, aynı zamanda yerel çiftçilerin gelir seviyelerini de artırarak sosyal fayda yaratmayı da amaçladığını belirtiyor: “Bölgenin tarımsal potansiyeli göz önüne alındığında bilimsel verilere dayalı zirai uygulamalarla hem verimliliğin hem de toprağın uzun vadeli sağlığının iyileştirilmesi bekleniyor. Böylece yerel çiftçilerin ekonomik kazançları da artacak.”
Topraktaki biyoçeşitlilik artırılıyor
Yıldız Alparslan Tarım İşletmesi Bölge Müdürü Recep Mergen, Tiryaki Agro’nun şu ana kadar yapılan çalışmaları şöyle anlatıyor:
“Alparslan Tarım İşletmesi, Muş’ta yeni bitki deseni ekimine ilk başlayan kuruluş olarak bölge çiftçisine yön gösteriyor. Alpaslan Tarım İşletmesi’nde pilot alanların belirlenmesi ve proje takibi sürecinde tarımsal teknolojiler etkin bir şekilde kullanıldı. Uydu takip sistemleriyle izlenen tarlalar arasından seçilen pilot bölgelerde uzman ziraat mühendisleri saha ziyaretleri gerçekleştirdi ve detaylı zirai planlar oluşturdu.
Bu planlar doğrultusunda münavebe uygulamasına başlandı. Her ekim döneminde farklı kök derinliklerine ulaşan tarım bitkilerinin ekilmesi ile topraktaki su ve besin elementlerin tükenmesinin önüne geçiliyor. Topraktaki biyoçeşitliliğin artırılması yoluyla kimyasal gübre ve pestisitlerin kullanımı minimize edilmesi amaçlanıyor. Kompost ve organik gübre kullanımıyla da toprağın zenginliği artırılıyor.
Uygulanan örtü bitkisi stratejileri ve yeşil gübreleme ile erozyonu önlenirken azot bağlayıcı bitkilerin topraktaki azot içeriğini arttırması sağlanarak toprak sağlığı da iyileştiriliyor. Ayrıca, dijital çiftlik yönetim sisteminin altyapısını oluşturduk ve bu sistem sayesinde tarım uygulamalarımızı daha verimli hale getiriyoruz.”
En modern sulama sistemlerinden biri
Yıldız Alparslan Tarım İşletmesi, Muş Ovası’nın yaklaşık yüzde 4’ünü, Muş’taki ekilebilir tüm arazilerin ise yüzde 1,7’sini kapsıyor. Bu alanda sertifikalı buğday tohumluğu, çerezlik ayçiçeği, yağlık ayçiçeği, şeker pancarı tarımı yapılıyor. İşletmede iklim değişikliğinin etkisiyle uzayan vejetasyon süresini dikkate alınarak, patates, kuru fasulye, nohut, soya fasulyesi ve danelik mısır ekimi de gündeme alındı. Bu tarım bitkilerinin bölgeye kazandırılması Muş tarımında çığır açıcı nitelikte olacak. İlk aşamada danelik mısır, kırmızı mercimek ve soya fasulyesi deneme ekimlerine başlanmış durumda.
Yıldız Alparslan Tarım İşletmesi’nde 13 bin dekarlık alanda kullanılan damla sulama sistemi Türkiye’de kullanılan en büyük damlama sulama sistemi özelliğini taşıyor. Akıllı sulama sistemi ile yüzde 30’a varan su tasarrufu sağlanırken yüzde 70’e varan verim artışına ulaşılıyor.
2024 yılında Yıldız Alparslan Tarım İşletmesinde toplamda 38.000 ton üretim yapıldı. Bunun 15.000 tonunu sertifikalı buğday tohumluğu, 5.000 tonunu çerezlik yağlık ayçiçeği ve 17.500 tonunu şekerpancarı üretimi oluşturdu. 2030 yılında toplam alanın yarısının sulanmasıyla birlikte üretim miktarının 80.000 tona çıkarılması hedefleniyor.
Ar-Ge çalışmaları sürüyor
Tarım ürünleri tedarik zincirinin tüm aşamalarında entegre iş modeliyle ile sertifikalı tohumdan tarladaki üretime, üretimden depolamaya, işlemeden lojistiğe ve ticaretten nihai tüketiciye uzanan tüm süreçleri büyük bir özenle yöneten Tiryaki Agro 2024 yılında 4 milyon ton hacme ulaştı.
Tarım faaliyetlerinin önemli bölümünü Yıldız Bitkisel Ürünler şirketi ile yürüyen Grup, 2017 yılında, 60 bin dönüm ekilebilir araziye sahip Muş Yıldız Alparslan Tarım İşletmesi’ni devralarak Türkiye’nin en büyük özel sektör çiftçisi haline geldi.
Tiryaki Agro, Yıldız Alparslan Tarım İşletmesi’nde üretilen tohumlarla tüm Türkiye’ye de özellikle soğuk iklim tahılları tohumu dağıtımı gerçekleştiriyor. Tohum geliştirme çalışmaları ise Tekirdağ’da yürütülüyor. Grup halen 7 tescilli buğday ve 3 tescilli arpa çeşidine sahip. Sertifikalı yonca, kırmızı mercimek ve kanola tohumları geliştirmek için de Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Tohum ıslahı çalışmaları kamu araştırma enstitüleri ve üniversitelerle iş birliği içerisinde gerçekleştiriliyor.
Tiryaki Agro çiftçilere yönelik hayata geçirmeyi planladığı eğitim programıyla da toprağın canlılığını korumak ve biyolojik çeşitliliği artırmak için çiftçilere hedef belirleme, yönetim planı oluşturma ve uygulama sürecinde destek sağlamayı amaçlıyor. Tarımsal erozyonla mücadelede rejeneratif yöntemlerin uygulanması konusunda önemli bir örnek teşkil eden bu proje ile, yeşil gübreleme ve kompost kullanımıyla toprak sağlığının iyileştirilmesi için rejeneratif yaklaşımlar sunulacak.
MediaCat – Mayıs 2025




