Türkiye’nin tohum üretimindeki mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Dünya pazarında nerede konumlanıyoruz?
Türkiye, tohumculuk alanında son yıllarda önemli atılımlar gerçekleştirdi ve 2022 yılından bu yana da net ihracatçı konumuna geldi. Biz de Tiryaki Anadolu olarak Türkiye’nin en büyük özel sektör çiftçiyiz ve bu gelişimin hem bir parçası hem de destekçisiyiz. Kendi bünyemizde, özellikle serin iklim tahıllarında güçlü bir Ar-Ge altyapımız var. Bağlı şirketlerimizden Tiryaki Tohum’un 6 ekmeklik buğday, 2 makarnalık buğday, 4 arpa, 1 yonca çeşidi bulunuyor. Sadece 2025 yılında binlerce ton sertifikalı tohumluk üretimi yaptık. Bu, çiftçilerin daha verimli ve kaliteli üretime ulaşması için attığımız adımlardan sadece biri.
Dünya pazarına baktığımızda ise Türkiye’nin özellikle belirli ürün gruplarında ve komşu coğrafyalarda rekabet gücünün arttığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemde ülkemizin tarımsal potansiyeli doğrultusunda, doğru Ar-Ge yatırımları ve özel sektörün dinamizmiyle dünya tohum pazarında söz sahibi ülkelerden biri olabiliriz.
Türkiye tohumculuk sektöründe hangi ürün gruplarında rekabet avantajına sahip?
Türkiye, coğrafi konumu ve ekolojik çeşitliliği sayesinde pek çok ürün grubunda önemli bir potansiyele sahip. Mevcut durumda ise özellikle tahıllar, baklagiller ve endüstri bitkilerinde ciddi bir rekabet avantajımız bulunuyor.
Tiryaki Anadolu olarak üzerinde yoğunlaştığımız buğday ve arpa gibi serin iklim tahıllarında güçlü bir konumdayız. Buğday çeşitlerimiz, Türkiye’de ilk tercih edilen ürünler arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra yürüttüğümüz Ar-Ge çalışmalarıyla sertifikalı yonca, kırmızı mercimek ve kanola tohumu çeşitleriyle rekabet gücümüzü artırmayı hedefliyoruz. Türkiye’nin bitkisel biyoçeşitlilik ve genetik kaynakları ile bu alanlardaki tecrübesi de bizi dünya pazarında avantajlı bir konuma taşıyor.
Yerli tohum üretimi gıda güvenliğimiz açısından nasıl bir stratejik önem taşıyor?
Toprakta bereket kaliteli tohumla başlar. Yerli tohum, gıda güvenliğinin ve tarımsal bağımsızlığın temel taşıdır. Tohumda dışa bağımlı olduğunuzda, gıda tedarik zincirinizin kontrolünü de başkalarına devretmek durumunda kalırsınız. Ayrıca küresel iklim değişikliği, salgınlar veya jeopolitik krizlerde ise tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklarla karşı karşıya kalırsınız. İşte bu noktada yerli ve milli tohumun önemi ortaya çıkıyor. Kendi coğrafyanıza, iklim koşullarınıza ve toprak yapınıza en uygun, hastalıklara ve kuraklığa dayanıklı çeşitleri geliştirdiğinizde, üretimde sürdürülebilirliği ve verimliliği güvence altına alıyorsunuz. Bu, sadece tarladaki üretimi değil, aynı zamanda sofradaki gıdanın fiyatını ve erişilebilirliğini de doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla yerli tohum, bir beka meselesidir.
İthal tohum bağımlılığını azaltmak için hangi adımların öncelikli atılması gerekiyor?
İthal tohum bağımlılığını azaltmanın yolu, yerli Ar-Ge ve inovasyon kapasitesini güçlendirmekten geçiyor. Bu konuda atılması gereken üç temel adım var. Birincisi, Ar-Ge yatırımlarını artırmak ve bu doğrultuda hem kamu hem de özel sektör, daha fazla kaynak ayırarak yeni çeşitlerin geliştirilmesini hızlandırmalıdır. İkincisi de kamu, özel sektör ve üniversiteler arasında güçlü bir iş birliği modeli oluşturmak. Biz Tiryaki Anadolu olarak tohum ıslahı çalışmalarımızda kamu araştırma enstitüleri ve üniversitelerle yakın iş birliği içindeyiz. Bu sinerji, bilimsel bilginin hızla pratiğe dönüşmesini sağlıyor.
Üçüncüsü ise geliştirilen yerli tohumların çiftçiye ulaştırılması ve kullanımının teşvik edilmesi. Yüksek verimli, kaliteli ve bölge şartlarına adapte olmuş yerli çeşitleri geliştirdiğinizde ve bunu çiftçiye doğru bir şekilde anlattığınızda, ithal tohuma olan ihtiyaç kendiliğinden azalacaktır.
İklim değişikliğinin tohum verimliliği ve adaptasyonu üzerindeki etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Hızla artan dünya nüfusu ve iklim değişikliğinin getirdiği zorluklar, gıda güvenliğini sağlama zorunluluğunu da beraberinde getiriyor. Daha az alanda, değişen koşullara rağmen daha fazla ve daha kaliteli ürün elde etmek kritik önem taşıyor.
Değişen yağış rejimleri, artan sıcaklıklar ve kuraklık, mevcut tohum çeşitlerinin verimliliğini tehdit ediyor. Geleceğin tohumları, kuraklığa, sıcağa ve hastalıklara daha dayanıklı olmak zorunda. Ar-Ge çalışmalarımızı bu yönde yoğunlaştırarak, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini en aza indirecek ve değişen koşullara uyum sağlayacak yeni tohum çeşitleri geliştirmeye odaklanmış durumdayız.
Ancak madalyonun öteki yüzünde iklim değişikliği aynı zamanda bir fırsat. Tiryaki Anadolu, Muş’taki 60 bin dönüm arazisiyle Türkiye’nin en büyük özel sektör çiftçisi konumunda. Muş Ovası verimli tarım arazileri, zengin su kaynakları nedeniyle hem Doğu Anadolu Bölgesi'nin hem de Türkiye’nin tarım kapasitesinde önemli bir yere sahip. Ancak modern tarım tekniklerinin kullanılmaması ve hatalı arazi kullanımının yaygınlığı gibi nedenlerle bugüne kadar sahip olduğu yüksek potansiyel kullanılamamış.
Biz Muş’u rejeneratif tarım üssü olarak belirledik. Toprağa en az müdahaleyle verimliliği artırmayı, toprak besin içeriğini zenginleştirmeyi ve gübre gibi zirai girdilerin kullanımını optimize etmeyi amaçlıyoruz. Muş Ovası'ndaki bu projemiz, tüm uygulamaların kendi uzman ekiplerimiz tarafından yürütüldüğü ilk rejeneratif tarım çalışması olma özelliğini taşıyor.
İlk aşamada1000 dekarlık bir alanda pilot çalışmalara başladık. Pilot alanların belirlenmesi ve proje takibi sürecinde tarımsal teknolojiler etkin bir şekilde kullanılıyor. Tüm tarımsal kararlar; toprak nem sensörleri, uydu tabanlı bitki sağlığı izleme sistemleri ve dijital çiftçi etkileşim platformları gibi çözümler üzerinden yürütülüyor. Bu çerçevede uydu takip sistemleriyle seçilen pilot bölgeler için uzman ziraat mühendisleri tarafından detaylı zirai planlar oluşturdu.
Bu çalışmalarımız kapsamında iklim değişikliğinin etkisiyle vejetasyon süresinin uzadığını gözlemledik. Bu durum, bölgede daha önce yetiştirilmeyen patates, kuru fasulye, soya ve danelik mısır gibi yeni ürünlerin ekimini gündemimize almamızı sağladı. Bu durum, adaptasyonun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarıyla yerli tohum çeşitliliğini artırmak mümkün mü? Başarı örnekleri var mı?
Kesinlikle mümkün. Bunun en somut örneği, Tiryaki Anadolu olarak kendi yürüttüğümüz çalışmalar. Tekirdağ’daki Ar-Ge merkezimiz ve üniversitelerle yaptığımız iş birlikleri sayesinde bugüne kadar toplam 12 serin iklim tahılı çeşidini ülke tarımına kazandırdığımız gibi, 10 binden fazla genetik materyalden oluşan gen havuzumuzla yüzlerce yeni çeşit geliştirecek ıslah programını yürütüyoruz. Bu tohumlar, sadece yüksek verim potansiyelleriyle değil aynı zamanda kalite ve adaptasyon kabiliyetleriyle de öne çıkıyor.
Geleneksel ıslah süreçleri 12 yıl sürerken biz hızlı ıslah ve hızlı vernelizasyon teknikleri gibi yenilikçi yöntemlerle bu süreyi 2 yıla indirmeyi hedefliyoruz. Üniversitelerle iş birliği içinde yürütülen projeler sayesinde, kuraklığa dayanıklı ve yüksek kaliteli buğday çeşitleri geliştiriyoruz. Aynı zamanda, herbisitlere dayanıklı mercimek çeşitleri üzerine yürütülen çalışmalarla, çiftçilere maliyet avantajı sağlayan çözümler sunuyoruz. Bu yenilikçi yaklaşım, özellikle bakliyat üretiminin önemli olduğu bölgelerde çiftçilerin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri olan yabancı otlarla mücadelede büyük kolaylık sağlıyor.
Çiftçinin yerli tohum kullanımını artırmak için nasıl bir bilinçlendirme ve teşvik politikası izlenmeli?
Tiryaki Anadolu olarak Türkiye’nin en büyük özel sektör çiftçiyiz ve ülkemizde tarım ürünleri üretiminde öncü konumdayız. Bunun yanı sıra tarımın nasıl yapıldığı, kimlerin nasıl ürettiği ve teknolojiyi daha iyi nasıl kullandığıyla ilgili de rehber olmayı kendimize hedef belirledik.
Çiftçinin iklim değişikliğiyle beraber yeni normale alışması, adapte olması, uyum sağlaması için bir rehbere ihtiyacı var. Çünkü verim çok önemli. Islah çalışmaları çok kıymetli. Su yönetimi artık hiç olmadığı kadar değerli ve bunların hepsini yaparken çiftçinin de ekonomik anlamda güçlü olması gerekiyor.
Kaliteli tohuma erişim ve uygun maliyetle çiftçilerimizin verimliliğini artırıyoruz. Sertifikalı tohum üretim ve geliştirme süreçlerimize büyük bir hassasiyetle yaklaşıyoruz. Çiftçilere, makul maliyette kaliteli tohum ve yeme erişmelerine yardımcı olarak hem kendi refahlarını artırmalarına hem de ülkemizin gıda güvenliğine katkı sağlamalarına destek oluyoruz.
Ben çiftçiliğin, tarımın ve tarım entegrasyonunun her alanında bulundum. Çobanlıktan, hayvan beslemeye, tarımdan ticaretine kadar her şeyi yaptım. Benim gözlemlerime göre, bizim çiftçimiz görerek, deneyimleyerek öğrenir. Onlara en iyi anlatma yolu, sonuçları tarlada göstermektir. Muş Alparslan Tarım İşletmesi’nde düzenlediğimiz ‘Hasat Günleri’ ve ‘Deneme Günleri’ ile tam olarak bunu yapıyoruz. Bugüne kadar 40 binden fazla çiftçiye danışmanlık verdik. Türkiye ortalaması dekarda 80-100 kilogramken, bizim doğru tohum ve doğru tarım teknikleriyle 550 kilograma varan verim aldığımızı gördüklerinde, yerli ve sertifikalı tohumun önemini anlıyorlar. Dolayısıyla politika, demonstrasyon ve eğitim üzerine kurulmalı. Çiftçilere modern tarım teknikleri, toprak sağlığı, sertifikalı tohum kullanımı ve doğru gübreleme gibi konularda sürekli eğitimler verilmeli. Biz bu eğitimleri daha kurumsal bir yapıya kavuşturarak hem yüz yüze hem de çevrimiçi olarak daha fazla çiftçiye ulaşmayı hedefliyoruz.
Tiryaki Anadolu olarak gıda güvenliği ve sürdürülebilir tarım konusunda yürüttüğünüz projelerden bahseder misiniz?
Tiryaki Anadolu sadece tarım ürünlerini alıp satan bir firma değil. Çiftçilik yapan, üreten, değer katan ve hem ülkemizde hem 50 ülkeye tarım ürünlerini ulaştıran bir tedarik zinciri firması. Bu açıdan sürdürülebilirlik, bizim için ayrı bir başlık değil, iş yapış biçimimizin kendisi. Bu anlayışla birçok öncü projeyi hayata geçirdik.
Bunların başında Muş’taki 60 bin dönümlük arazimizde başlattığımız Rejeneratif tarım projesi geliyor. Bu projeyle toprağa minimum müdahale ederek, kimyasal girdileri azaltarak ve biyoçeşitliliği artırarak toprağı onarmayı ve verimliliği doğal yollarla artırmayı hedefliyoruz. Bu, Türkiye’nin en büyük rejeneratif tarım projelerinden biri olacak.
Bir diğer önemli projemiz ise akıllı sulama sistemlerimiz. Yine Muş’ta kurduğumuz bu sistemle, sensörler ve uydu verilerini kullanarak bitkinin ihtiyacı kadar suyu, doğru zamanda veriyoruz. Bu sayede yüzde 30’a varan su tasarrufu sağlarken, verimi yüzde 70’e varan oranlarda artırabiliyoruz. Sertifikalı buğdayda dekarda 850 kg gibi rekor verimlere ulaştık.
Ayrıca, atık yağlardan Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) hammaddesi üretmek üzere Tüpraş ile yaptığımız anlaşma da biyoekonomiye ve döngüsel ekonomiye yaptığımız yatırımın bir göstergesi. Tüm bu projeler, gıda güvenliğini ve tarımın sürdürülebilirliğini sağlama misyonumuzun somut adımları.



